İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek? Ankara’da veriyle inanç arasında sıkışan bir sorunun peşinde
Yine bir Iliyagulersen içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek”.
Ankara’da kışın ayazı insanın yüzüne tokat gibi çarpar. Sabah erken saatte Kızılay’a doğru yürürken, insanların nefesleri buhar olur, herkes bir yerlere yetişme telaşında. O kalabalığın içinde bazen şunu düşünüyorum: Herkes kendi hayatının en doğru yerinde olduğunu sanıyor ama kimse bütün resmi görmüyor.
Ekonomi okumuş biri olarak yıllardır veriyle uğraşıyorum. Grafikler, olasılıklar, dağılımlar, modeller… Ama bazı sorular var ki, tabloya sığmıyor. “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da tam olarak böyle bir yerde duruyor. Sayıya indirgemek istiyor insan zihni ama karşısında duran şey, matematikten çok daha karmaşık.
İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek? sorusunu neden veriyle açıklayamıyoruz?
Bir gün üniversitedeyken veri analizi dersinde hocamız şöyle demişti: “Ölçemediğin şeyi modelleyemezsin.” O zamanlar bu cümle çok netti. Ama yıllar geçtikçe anladım ki hayat, ölçülemeyen şeylerle dolu.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da bu yüzden veri seti olmayan bir problem gibi duruyor. Çünkü ortada:
gözlemlenebilir bir veri yok
kesin tanımlı bir kriter seti yok
sonuçları doğrulayacak bir mekanizma yok
İnanç dünyasında bu tür sorular, istatistikten çok metafizik alanına giriyor. Yani Ankara’daki bir veri merkezinde SQL sorgusu yazıp cevap çekemiyorsunuz.
Ama insan zihni yine de bir sayı arıyor. Çünkü sayı, belirsizliği azaltıyor.
Veri yok ama insanın “ölçme isteği” var
İş hayatına başladığımda rapor hazırlarken en çok zorlandığım şeylerden biri “eksik veriyle karar vermek”ti. Bir proje vardı, müşteri davranışlarını analiz ediyorduk ama veri seti yarımdı. Yine de model kurmamız gerekiyordu.
O zaman şunu öğrenmiştim: İnsan, eksik veriyle bile bir hikâye kurmaya çalışır.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da biraz böyle. Eksik bir veri seti var ama zihnimiz onu tamamlamak istiyor.
Bir gün metroda yanımda oturan yaşlı bir amca, torununa “İyi insan ol, gerisi kolay” diyordu. O cümle bile aslında bir model önerisi gibiydi. Basit, anlaşılır ama içinde çok büyük varsayımlar barındırıyor.
İslami düşüncede “yüzde” diye bir kavram neden yok?
Bu soruya teolojik açıdan bakıldığında en temel mesele şu: Ahiret inancı, modern anlamda istatistiksel bir dağılım problemi değildir.
İslam düşüncesinde hesap, bireysel bir süreçtir. Yani “toplam nüfusun yüzde kaçı cennete girer” gibi bir yaklaşım, klasik kaynaklarda yer almaz. Çünkü sistem toplu oranlarla değil, bireysel sorumlulukla işler.
Bu yüzden “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu, aslında yanlış bir eksende kurulmuş bir soru gibi durur.
Ama burada ilginç bir şey var: İnsan yine de oran merak ediyor.
Çünkü belirsizliğe tahammül etmek zor.
İnsan zihni neden oran arar?
Ekonomi eğitimi alırken öğrendiğim en temel şeylerden biri şuydu: İnsanlar risk altında karar verirken olasılıkları basitleştirir.
Mesela yatırım yaparken kimse karmaşık model okumaz. “Yükselir mi düşer mi?” diye sorar.
Aynı refleks inanç sorularında da var.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu aslında şunu da ima eder:
Ben nerede duruyorum?
Bu sorunun arkasında istatistik değil, kişisel kaygı var.
Ankara’da bir akşam: veri değil, hayat çarpışması
Geçen yıl bir akşam işten çıkmıştım. Ankara’da hava soğuktu, hafif kar yağıyordu. Metrodan çıktığımda insanlar hızlı hızlı yürüyordu, kimse kimseye bakmıyordu.
O sırada telefonumda bir rapor vardı: kullanıcı davranışları, dönüşüm oranları, segment analizleri…
Ama kafam başka yerdeydi.
Yanımdan geçen iki genç konuşuyordu. Biri diğerine “Ben iyi insan olmaya çalışıyorum ama yeter mi bilmiyorum” dedi.
O cümle bir veri noktası gibi değil, bir hayat kırılması gibiydi.
İşte o an “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu tekrar aklıma geldi ama bu kez matematiksel değil, insani bir yerden.
Belirsizlik ve inanç arasındaki ince çizgi
Önerdiğimiz İçerik: İlk Türklerde Oğuş ne demektir ?
Belirsizlik, modern insanın en zorlandığı şeylerden biri. Ekonomide de böyle, hayatta da.
Ama inanç alanında belirsizlik farklı bir anlam taşıyor. Çünkü burada mesele kontrol değil, teslimiyet.
Yine de insan zihni kontrol etmek istiyor. Sayı istiyor. Oran istiyor. Netlik istiyor.
Ama bu sorunun doğası buna izin vermiyor.
Çünkü “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu, dışarıdan bakınca istatistik gibi görünse de içeriden bakınca bir iç hesaplaşma sorusu.
Günlük hayattan küçük hikâyeler
Bir dönem çalıştığım ofiste bir arkadaşım vardı. Çok sistematikti. Her şeyi planlar, her şeyi ölçerdi. Hatta kahve içme süresini bile takip ederdi.
Bir gün bana şunu söyledi: “Hayatta en çok korktuğum şey yanlış yerde olmak.”
Bu cümle bana çok tanıdık gelmişti. Çünkü aslında herkes biraz yanlış yerde olma korkusu taşır.
Bir başka örnek çocukluk arkadaşım. Mahallede büyüdük, aynı sokaklarda oynadık. O çok daha duygusal biriydi. Bir gün bana “İnsan iyi olmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyor” demişti.
Bu iki insan tipi bile aslında aynı sorunun farklı yüzleri: doğru yerde miyim?
Ve bu soru, doğrudan “İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusuna bağlanıyor.
Modern dünyada ahiret düşüncesinin veriyle çarpışması
Günümüz dünyası tamamen ölçüm üzerine kurulu. Kaç kişi tıkladı, kaç kişi izledi, kaç kişi kaldı…
Her şey bir yüzdeye dönüşüyor.
Ama ahiret inancı bu sistemin dışında duruyor. Çünkü orada KPI yok, dashboard yok, grafik yok.
Bu yüzden modern insan, alışkanlık gereği her şeyi sayıya dökmeye çalışırken burada tıkanıyor.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da bu dijital zihnin bir yansıması gibi.
Psikolojik açıdan oran arayışı
Psikoloji literatüründe insanlar belirsizlikle karşılaştığında iki şeye yönelir:
aşırı genelleme
basitleştirme
Bu yüzden karmaşık ahlaki ve varoluşsal sorular, zamanla “yüzde kaç?” sorusuna dönüşür.
Ama bu dönüşüm, sorunun özünü kaybettirir.
Çünkü mesele oran değil, yön meselesidir.
Kendi içimdeki çatışma
Bazen bilgisayar başında veri analiz ederken şunu fark ediyorum: İnsan davranışını ne kadar modellemeye çalışırsam çalışayım, bir yerden sonra açıklanamayan bir alan kalıyor.
İşte o alan, belki de insan olmanın kendisi.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da tam o açıklanamayan alana çarpıyor.
Ne kadar model kurarsan kur, ne kadar veri toplarsan topla, o boşluk kapanmıyor.
Son düşünce: yüzde değil, yön
Ankara’nın geceleri sessiz olur. Pencereyi açtığında soğuk hava içeri girer ve şehir sanki yavaşlar.
Böyle anlarda insan büyük sorulara daha açık hale gelir.
“İnsanların yüzde kaçı Cennete girecek?” sorusu da aslında bir yüzde sorusu değil.
Belki de daha basit bir şey söylüyor:
İnsan nereye gidiyor?
Ve belki de en önemli cevap, oranlarda değil, yönlerde saklı.